Merhaba, ben mehmettunabas
Profilime bak


Ağustos 2009

SMTWTFS
1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30 31

Tag

Son yorumlar

En son yazılar

Syndicate content

My Dada'ya ekle

My Dada'ya ekle

İçeriklerini paylaş

De.licio.us
Kategoriler Gök Fotoğrafları

KUZEY IŞIKLARIMI,YOKSA YEŞİL PARLAMAMI?..

yazan mehmettunabas (08/08/2009 - 00:32)

 

Çocukluğumda beni etkileyen bir numaralı yazardır Jules Verne. O zamanlar bir gazetenin kuponla verdiği bir kitap setinde karşılaşmıştım "Ay'a Seyahat" kitabıyla ve bir solukta okumuştum. Anlatımındaki akıcılık ve macera dolu kurgusu başımı döndürmüştü. Kitabı bitirdiğim gibi ilk yaptığım iş il halk kütüphanesine gidip diğer kitaplarının olup olmadığını kontrol etmekti ve kütüphande iki raf dolusu kitabı görünce hangisini seçip okusam diye saatlerce karar veremediğimi hatırlıyorum... Sonraki bir iki yılım yazarın Denizler altı yirmi bin fersahlar, Kaptan Grant'ın çocukları, İki yıl okul tatili, Esrarlı Ada, Balonla beş hafta, Seksen günde devri alem ve diğer sayamadığım kitaplarıyla geçti... Geçenlerde de sevgili dostum Nuray bana Jules Verne'un okumadığım "Yeşil Işın" kitabını hediye edince aklıma o çocukluk yıllarım geldi. Kitabı elime alıp arkasındaki açıklamayı okumaya koyuldum:

Jules Verne'in evreni ve bilimsel gelişmeleri, yeryüzünde yaşanan maceralarla süsleyerek anlattığı romanlarından Yeşil Işın, Kuzey Işıkları denilen doğa olayı üzerine kurulmuş. Kuzey Kutbu'ndaki manyetik alanın güneş ışınlarını etkilemesi sonucu gerçekleşen bu olay, 19. yüzyılda az sayıda insan tarafından biliniyordu. Kuzey Işıklarını görebilenlerin sayısı ise çok daha azdı.

Yeşil Işın'da bu ilginç doğa olayını görmek üzere yola çıkan bir grup meraklının maceraları anlatılıyor. Birçok başarısız denemenin ve heyecanlı olayın ardından sonunda başarıya ulaşan kahramanlarımız, şaşırtıcı bir sona ulaşıyor.

Jules Verne'in bilimsel zekasının yanı sıra nefes nefese okunan maceralar yazmaktaki ustalığını sergilediği Yeşil Işın'ı bir solukta okuyacaksınız.
Kitap İş Bankası Yayınları tarafından 2009 Dünya Astronomi Yılı nedeniyle üzerinde Astronomi Yılı 2009 logolu olarak basılmış. Kitabın üzerindeki logoyu görüp arkasını da okuduğumda heyecanlanıp hemen okumaya başladım. Kitabın tanıtıcı yazısında fark edildiği gibi Kuzey Işıklarından bahsediyor ve gayet de güzel bir şekilde bu olayları açıkılıyor. Kitapta daha 17 sayfa ilerlemedim ki üçüncü bölümün ilk paragrafında şunu okudum :

"Deniz ufkunda batan Güneş'i gözlemlediniz mi hiç? Yuvarlağının üst kenarı suya değerken batıp gittiği anda onu izlediniz mi? Büyük olasılıkla izlememişsinizdir. Ancak, ışın saçan yıldızın, gökyüzü, bütün sislerden arınmış, dupduru olduğu zaman, son ışınını gönderdiği anda ortaya çıkan görüngüyü fark ettiniz mi acba? Belki de hayır! Öyleyse, bu gözlemi yapabilme fırsatı bulduğunuzda-kırk yılda bir ortaya çıkar- beklendiği üzere gözünüzün ağ katmanına kızıl değil, 'yeşil' bir ışın çarpacaktır, ama bu, hiçbir ressamın kendi paletinde elde edemeyeceği, harika bir yeşildir; doğanın, ne bitkilerin binbir çeşit renginde, ne de en saydam denizlerin renginde elde edebildiği bir yeşildir! Eğer cennette yeşil varsa, bu o yeşildir işte ve hiç kuşkusuz, umudun gerçek yeşilidir o!"
Çok etkileyici fakat ortada garip bir durum var! Maceracılarımız bir gazetede gördükleri yukarıdaki ilanda bahsedilen ve "Yeşil Parlama" olarak da bilinen doğa olayının peşinden gitmeye kararlı görünürlerken kitabın arkasında "Kuzey Işıkları"(Aurora)ların peşinde koşan kişiler anlatılıyor. İlerleyen sayfalarda maceracılar, üzerine bu kadar methiyeler düzülen "Yeşil Parlama"dan vazgeçip "Kuzey Işıkları"na mı yöneliyorlardı acaba? Pek de olası görünmüyor... Kitabı okuyup bitirdiğimde de ortada herhangi bir Kuzey Işıkları meselesi olmadığı gördüm... İyi de bu kadar işgüzarlık nasıl olur? Kitabın editörü çeviriyi okumadan ve ya araştırmaya tenezzül etmeden kitabın arkasına yanlış bir konuda nasıl yazı yazabilir?(ya da yazılmasına göz yumabilir?) Yayınlarıyla piyasada oldukça prestije sahip bir yayınevi de bu şekilde çalışıyorsa artık kimden kaliteli işler bekleyelim? Neyse daha fazla sızlanmak istemiyorum, biz işimize dönelim...

Madem yayınevi doğru bir açıklamayı araştırıp yazmaya tenezzül etmemiş hazır konusu açılmışken Yeşil Parlama'yı biz konu edinelim.

Yeşil Parlama olarak bilinen olay, genellikle deniz gibi ufkun açık olduğu yerlerde gün batımı sırasında atmosferdeki kırılmalar nedeniyle Güneş'in üzerinde, Jules Verne'in edebi diliyle, cennete has bir yeşil rengin oluşmasıdır . 2007 Ocak ayında Bulutsu'da bir Yeşil Parlama fotoğrafı yayınlanmıştı ve ordaki yazıyı alıntılarsak parlamayı şöyle daha iyi açıklayabiliriz:

Yeşil Parlama (Telif Hakkı: Danilo Pivato - Bulutsu.org)
Güneş nasıl yeşil renge dönebilir? Gözlenebilmesi zor olan ve batan veya doğan güneş üzerinde oluşan anlık yeşil parlama, güneş ışığının havayuvar(atmosfer) tarafından bükülmesi veya kırılması nedeniyle meydana gelen bir olay olarak kayıtlara geçmiştir. Dünya'nın havayuvarı, güçsüz bir prizma gibi görev yaparak, beyaz güneş ışığını renklere ayırır ve kırmızıyı hafifçe bükerken, yeşil ve maviyi gittikçe artan açılarla büker. Gökyüzü temiz, güneş ufka yakın olduğunda, bazen güneşin hemen üzerinde sadece bir iki saniye süren yeşil bir parlama görülebilir.
Bahsedilen parlama gerçekleşirken ard arda çekilen fotoğraflardan oluşturulmuş animasyonu Bulutsu'dan inceleyebilirsiniz.

Yeşil Parlama hakkında biraz detaylı araştırma yaptığımda olayın sadece atmosferdeki ışınların kırınım farklılıklarıyla değil, ayrıca atmosferdeki sıcaklık ve yoğunluk farklılıklarından kaynaklanan seraplarla da ilişkili olduğunu öğrendim. Atmosfer optiği ile ilgili harika fotoğrafların yayınlandığı AtmosphericOptics sitesine göre iki tip parlama görülüyor. Birincisi yukarıdaki fotoğraftaki tipte olan "Ufuk altı(Inferior) Yeşil Parlamalar", diğerleri ise Güneş tam batmadan hemen üzerinde beliren "Sahte(Mock) Yeşil Parlamalar". Bu parlamalar ve oluşumları hakkında detaylar için Atmospheric Optics sitesini mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Soldaki iki parlama Güneş batmadan çekilen "Sahte Yeşil Parlama" örneği; sağdaki ise "Ufuk Altı Yeşil Parlama" (Telif Hakkı : Florian Schaaf - Atmospheric Optics )

Kitabı okuyacaklar için öykünün gidişi hakkında fazla konuşmayım. Eğer Yeşil Parlama yukarıda dilim döndüğünce anlatmaya çalıştığım şekliyle sizi etkilediyse kitabı alıp okumanızı öneririm. Ben de, böyle bir ışığı görebilmek için batı ufku açık ve dümdüz bir yere seyahat etmek ne güzel olurdu diye hayaller kurmaya devam edeyim...

Genç Evrende Alışılmadık Galaksiler

Posted: 06 Aug 2009 12:36 AM PDT

Doğanın bize sunduğu en harika olanaklardan biri kuşkusuz, ışığın sonlu bir hıza sahip olması nedeniyle gökyüzüne baktığımızda zamanda yolculuk yapabiliyor olmamız. Saniyede yaklaşık 300 000 km hıza sahip ışık parçacıkları(foton) evrenin derinliklerinden milyarlarca yıl önce yola çıkıyorlar ve bizler de günümüzde teleskoplarımızı ve dedektörlerimizi gökyüzüne yönelttiğimizde onları toplayıp geçmişteki görüntülerini oluşturabiliyoruz. Astronomi biliminin büyük bir kısmı, kozmolojinin ise nerdeyse tamamı bu kavram üzerine kurulu... Evrende ne kadar derine bakarsak zamanda o kadar geriye bakmış olacağımızdan kolay bir mantıkla evrenin derinlerinde bir yerlerde ilk zamanlara ait ipuçları bulabileceğimizi çıkarabiliriz. İşte biliminsanlarının uzaydaki Hubble teleskobu ve yeryüzündeki büyük Gemini ve Keck teleskopları ile yapmaya çalıştıkları tam da bu! Fakat alınan görüntüler pek de tahmin edildiği gibi değil!

Evrende zaman yolculuğu yaparak ilk zamanlara dair bilgiler alabileceğimizi evrenin sonlu bir yaşının olduğunu kabul ederek biliyoruz.(Bu kabulün dayanakları için diğer makaleme göz atabilirsiniz) 13,7 milyar yıl önce bilinmeyen bir mekanizma ile oluşan evren, zaman geçtikçe çeşitli aşamalardan geçerek günümüzdeki haline geldi. İlk başta milyarlarca derece sıcaklıkta, yoğun bir gaz halinde olup yavaş yavaş soğuyarak günümüzdeki yıldız ve galaksilerin oluşabilecekleri ortam oluştu. Büyük Patlama'dan yaklaşık 200 milyon yıl sonra ilk yıldızlar, onu takip eden 1 milyar yıl sürecinde ise ilk galaksiler oluşmaya başladı. Evrendeki büyük ölçekli yapıların oluşum süreçleri astrofizik ve kozmolojide en hareketli konulardan biri ve her geçen gün konu hakkında yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz.

Biliminsanları yukarıda bahsettiğim kaygılarla yakın zamanda teleskoplarını evrenin derinliklerine, bizden 11 milyar ışık yılı ötede bulunan genç galaksilere çevirdiler. Evrenin oluşumunun üzerinden daha 3 milyar yıl geçmeden ışınlarını uzaya saçan bu galaksilerin görüntülerini modern teleskoplarımızla rahatlıkla elde edebiliyoruz. Fakat alınan görüntülerde göze çarpan galaksiler biraz garip! Günümüzdeki galaksilerden 5 kat küçük olmalarına rağmen kütle olarak hemen hemen aynılar. Bir uçtan diğer uca 5000 ışık yılı çapında olan bu yapılar içlerinde Samanyolu ile karşılaştırılabilecek kadar büyük, 200 milyar Güneş kütlesi, kütleye sahip... Bu galaksiler nasıl oluştu ve daha zor bir soru bu galaksiler günümüzdeki daha büyük galaksilere nasıl bir evrim sonucunda dönüştü?

Solda Samanyolu(Milky Way) ve sağda bahsedilen küçük ve yoğun galaksinin karşılatırmalı görüntüsü (Kaynak : HubbleSite)

Bu tip sıkışık galaksilerle yakın çevremizde karşılaşmadığımızı belirten uzmanlar gördükleri şeyin ileride büyük bir galaksinin kalabalık ve yoğun çekirdeği olacak merkez bölge olduğunu düşünüyorlar. Bilindiği gibi günümüzde galaksilerin merkez bölgelerinde çok yoğun bir yıldız nüfusu ve süper-dev karadelikler bulunuyor.(Samanyolu'nun merkezindeki karadelik hakkındaki makale için tıklayınız) Bu düşünceye göre galaksilerin merkezleri, dev karadelikleriyle birlikte ilk olarak oluştular; ardından yavaş yavaş genişleyerek ve çarpışmaların etkisiyle günümüzdeki şekli aldılar.

Hubble tarafından geçen yıl yayınlanan bu görüntüde bizden 11 milyar ışık yılı ötede bulunan çapları 5ooo ışıklı kadar olan yoğun galaksiler görülüyor. Küçük olmalarına rağmen günümüz sliptik galaksileri kadar kütleye sahip olmaları kafa karıştırıyor...(Kaynak : HubbleSite)

Bu galaksilerin nasıl oluştuğuna dair bir düşünceye de geçen yıl benzer bir çalışmanın duyurusunda yer verilmişti. "Erken evrende karanlık madde ve hidrojen gazının etkileşimi sonucunda böylesine yoğun ve alışılmadık galaksiler oluşmuş olabilirler" deniyordu açıklamada. Evrenin %25'ini oluşturduğu düşünülen ve normal madde ile etkileşime girmeyen bu "egzotik" maddenin güçlü kütle çekimsel etkisiyle kapana kısılan hidrojen gazı sıkışarak hızlı bir şekilde yıldız oluşum sürecine girmiş olabilir.

Bir sanatçının gözüyle böyle yoğun bir galakside bir yıldızın çevresindeki gezegenden gökyününün nasıl görünebileceğine dair bir çizim (Kaynak : HubbleSite)

Astronomlar bu galaksiler ve daha da erken yapılar hakkında bilgiler edinmek için daha da derinlere bakmaları gerektiğini söylüyorlar. Geçtiğimiz aylarda yapılan servis görevinde Hubble'a yerleştirilen Geniş Alan Kamerası 3'ün(Wide Field Camera 3) bu gibi gözlemleri daha da detaylı hala getirmesi ve bu nispeten karanlık erken evreni aydınlatması bekleniyor.

Kaynak : HubbleSite
Gökgünce.....

TÜRKİYE'DEN UZAY GÖZLEMLERİ

yazan mehmettunabas (27/07/2009 - 20:27)

 

İstanbul'un yapay ışıklarla "süslü" gökyüzünde, Ay ilerleyen hilal evresinde... Yıldızların parlak olanları dışında seçilebilenler çok az; bir çok takım yıldızını çizmeye çalışırken hep bir ucundan eksik kalıyor...Ama gökyüzü aşkımızdan eksik olan bir şey yok. Yine bir İTÜ Astronomi Kulübü ve Gökyüzü Gönüllüleri çalışması dahilinde 29 Haziran gecesi Işık Lisesi'nin Erenköy Kampüsü'nde gözlem partisi gerçekleştirdik.

Işık Lisesi, ismi Fevziye Mektepleri olarak da geçen özel bir okul. Erenköy kampüsünde ortaöğretim ve fen lisesinin de içinde bulunuduğu geniş bir kampüsü var. Okulun içinde büyük bir sabit planetaryum var ve astronomi seçme dersleri için bir astronom okulda görev yapıyor. Geçtiğimiz hafta okulda gerçekleştirilen Bilim Şenliği'nin kapanışı olarak planlanan bu gözlemde katılımcı olarak öğretmenler, öğrenciler ve velileri bulunuyordu.

Gökyüzü kararmadan önce arkadaşım Utku ve Nuray ile okula gelip bize gösterilen alana teleskoplarımızı kurmaya başladık. Teras katta gözlem alanı peluş yastıklar ve müzik sistemi ile donatılmıştı bile. Biz de elimizdeki 3 teleskobu ortadaki alana kurduk. Bahsettiğim teleskoplardan biri 8"'lik 800mm odaklı bir Newtonian, 80mm Meade mercekli ve 60mm mercekli Bresser teleskop.

Hava kararmaya başladığında biz de gözleme başladık. Öncelikli olarak katılımcıları etrafımızda bir çember oluşturmalarını sağlayarak genel gökyüzü ve amatör astronomi ile ilgili bilgiler verdik. Ardından ilk hedefimiz Ay'a teleskoplarımızı yönlendirerek gözleme başladık. Her üç teleskopta da farklı büyütme oranları kullanarak katılımcıların teleskoplar arasındaki farkı görebilmelerini sağlamaktı amaç. En büyük teleskoptaki detaylar herkesi şaşırtmaya yetti. Özellikle bir çok kişiyi gösterdiğimiz görüntünün resim olmadığına inandırmakta güçlük çektik! Bir gökcismini fotoğraflardan görmek ile kendi gözünüzle görmek arasındaki bariz farkı tepkilerden açıkça görebildik.

Nuray, 60mm'lik teleskop ile katılımcılara Ay keyfi yaptırıyor

Ardından lazer gösterimizle kutup yıldızını bularak gökyüzünde yol bulmayı gösterdik. Artık en azından herkes kuzey yarım kürede ıssız bir adaya düştüğünde yolunu bulmasını öğrendi :) İkinci hedefimiz bütün miniklerin sabırsızlıkla beklediği gezegen Satürn idi... Satürn için beklentileri olabildiğince karşılamak için 8"liği kullandık fakat gözleme başlamadan önce kitaplarda, dergilerde görülen fotoğrafların Hubble tarafından çekildiğini söyleyip beklentileri biraz olsun azalttık. Böylece okülerden baktıklarında küçük sarı bir yuvarlak ve üzerindeki çizgi şeklindeki halkalar çoğu kişiye yetti arttı bile. Bu, görenlerin tekrar dönüp sıraya girmelerinden rahatlıkla anlaşılabiliyordu.

Dünyanın dönüşü sebebiyle görüntü sürekli hareket ediyor. Teleskobun takip motorunu çalıştırmadığımızdan arada sırada düzeltme yapmak durumunda kaldık...

Veliler de en az çocukları kadar heyecanlılar

Saatler ilerlediğinde rüzgarın da etkisiyle yavaş yavaş katılımcı sayısı azaldı ve bir kaç meraklı aile ve öğretmenlerle başbaşa kaldık. Ay ve Satürn'ün yanında bir de Herkül takım yıldızındaki ünlü küresel yıldız kümesi M13 ile geceye renk katalım istedik. Okülerden küçük bir alanda hafif buğulu bir yıldız bölgesi gibi görülen küme, büyütmeyi arttırdıkça teleskobun da çözme gücü sayesinde detaylarını bize sergiledi. Gece 11 olduğunda artık toparlanma vaktiydi...

Meraklı minikler Satürn'e bakıyor

Meraklı çocukların teleskoptaki görüntülere hayret ve hayranlıkla bakışları, ilgili soruları bize gece boyunca hiçbir yorgunluk hissettirmedi. Okul yönetiminin gece sonunda verdikleri plaketler ise aldığım ilk plaket olması sebebiyle benim için çok anlamlıydı ama üzerindeki ismin bir hatayla "Akif" yazılmış olması plaketi gerçekten benim aldığıma başkalarını inandırmakta zorluk çıkartabilir gibi duruyor :) GÖKGÜNCE
Tunalim...(http://www.spacesounds.com/navigator/navigator.html )Uzayın gizemli selerini izleyiniz

Bütün Kara Delikler Nereye Gitmiş?

yazan mehmettunabas (05/07/2009 - 19:09)

Bilim adamlarının, 12 Aralık 1970 tarihinde Kenya kıyılarından ilk X-ışın uydusu “Uhuru” yu uzaya fırlatmaları ile, astronominin uğraşı alanı daha da genişledi. Uydu, kısa bir zaman içinde düzinelerce X-ışın kaynağı bulmasına rağmen bu sayıyı ilk iki yıl içinde 339 a çıkarttı. Bulunan bu kaynakların çoğunun şiddeti düzenli iken, az miktarda bulunan diğer X-ışın kaynaklarının şiddeti oldukça düzensiz idi.

Astronomlar yeni kaynakları anlamaya çalıştılar. Onlar için sorun, X-ışınlarının kaynağının ne olduğu idi! X-ışın gözlemlerinden elde edilen koordinatların optik yolla gözlenmesi ile çift yıldızların böyle bir elektromanyetik ışınıma neden olabileceği anlaşıldı. Bununla birlikte gözlemler çift yıldızlardan birinin oldukça sönük olduğunu gösteriyordu. Teorisyenler, X-ışınlarının açıklanabilir bir modelini kısa bir zamanda formülize edip, ortak bir tahminde birleştiler. Görünür yıldızın yüzeyindeki madde, görünmeyen bileşeninin etrafındaki bir yörüngeye çekiliyordu. Çekilen bu madde helozonik bir yol ile görünmeyen bileşenin üzerine ışık hızına yakın bir hızla düşerek, X ışın üretimine neden oluyordu.

Ama görünmeyen bu bileşenler neydi? Astronomlar o zamanlara kadar yeni birkaç “nötron” yıldızı bulmuşlardı. Bu nötron yıldızları Güneş’in kütlesinin 1.4 ile 3 katı arasında bir kütleye sahipken, genişlikleri birkaç kilometreyi geçmiyordu. Buradan anlaşılacağı gibi, böyle büyük bir kütlenin, böyle küçük bir hacime sığması ile yıldız yoğunluğu inanılmaz bir şekilde artıyordu. Bu da çevresinde oluşturduğu inanılmaz çekim kuvvetini açıklayabiliyordu. Bu yolla yapılan açıklamalarla X-ışın çiftlerinin doğasının çözüldüğü zannedildi.

Daha sonra, kaynakların farklı olduğu görüldü ve herşey değişti. Astronomlar, keşfedilen bir X-ışın kaynağının, 9. kadirden HDE 226868 adlı mavi bir yıldızla ilişkisini keşfettiler. Paul Murdin ve Louise Webster gözlemlerden yıldızın kütlesini, Güneş kütlesinin (Mo) 23 katına eşit olduğunu buldular. Bu yıldız, bir çift yıldız sisteminin parçasıdır. Sistem, Güneş’ten 8,200 ışık yılı uzaklıkta bulunmakta ve sistemin üyeleri birbirleri etrafında 5.6 günlük bir peryot ile dönmektedirler.

Astronomlar sistemin görünmeyen bileşeninin kütlesini, HDE 226868′ nin gözlemlerden elde edilmiş kütle değeri ile dönme peryodundan itibaren hesapladılar. Bu görünmeyen bileşenin kütlesi, Güneş kütlesinin 10 katına eşitti. Bulunan bu değer bir nötron yıldızının kütlesinden oldukça büyüktü. O zaman bu bir “kara delik” olmalıydı! (Şekil 1)

Şekil 1. Bir çift sistemde kara deliğin yoldaş yıldızla oluşturduğu pozisyonu.

Elde edilen bu değer astronomları heyecanlandırdı. Kara delik veya en azından yoğun görünmeyen yıldızlar, 1784′de İngiliz astronom John Michell tarafından önerilmişti. Ama böyle yıldızların var olabileceği ise 1939′da Robert Oppenheimer ve onun öğrencisi Hartland Snyder tarafından gösterilmişti.

Oppenheimer, araştırma sonuçlarının bilim dünyasında yayınlamasıyla, çevresinden büyük tepkiler gördü. Kara deliklerin sahip oldukları bu özellikler o güne kadar bulunan fizik teorilerine oldukça ters idi. Peki neydi bu farklı özellikleri? Büyük kütleli yıldızlar korlarındaki yakıtlarını bitirmeleriyle, koru dengede tutan nükleer kuvvet ve dolayısıyla iç basınç kaybolur. Böylece yıldızın korunda bulunan ağır elementlerin çekim kuvveti üstün gelerek yıldızın kendi içine çökmesine yol açar. Çekimsel çökme kaçınılmaz sona doğru ilerledikçe yıldızda üretilmiş olan ışık ışınları yıldızın yüzeyine doğru çekilir. Sonunda çökme öyle kritik bir aşamaya ulaşır ki, artık yıldızdan hiçbir ışık ışını kurtulamaz. Çöken yıldızın ışığının bile kaçamayacağı boyutlara değin büzüldüğünde yıldız, kendi “olay ufkunun” altında kalır (Şekil 2). Olay ufku, ardında ne olup bittiğini bilmediğimiz bir duvar gibidir. Bu ufkunun içinde kalmış madde ve enerji sanki, evrenden izole olmuştur ve buradan hiçbir şey kaçamaz.

Şekil 2. Bir kara deliğinin iç yapısı.

Astronomlar uzun araştırmalardan sonra ilk kara delik adayı olan Cyg X-1 i Uhuru uydusunun gözlemleri sayesinde keşfettiler (Şekil 3). Onlara göre X-ışınları, çift sistemin dev yıldızının yüzeyinden gelen maddenin kara delik adayı Cyg X-1 in yüzeyine düşmesi ile oluşuyordu. 1970′lerin başlarında, X-ışın kaynaklarının çoğunun hala tam olarak ne olduğu belirlenememişti. 1978′de Nasa’nın, Einstein X-ışın uydusunu uzaya yerleştirmesi ile astronomlar o güne kadar keşfedilmemiş 1000 yeni X-ışın kaynağı buldular. Bulunan bu kaynakların bazıları şüphesiz kara delik olabilirdi ama astronomların bu kaynaklar hakkındaki çalışmaları onların birer nötron yıldızı olduğunu gösteriyordu. Nötron yıldızlarının sayıları bu gözlemlerle günden güne artarken, kara delik adaylarının sayısı Cyg X-1 ile sınırlı kalıyordu.

Şekil 3. Cyg X-1 sisteminin temsili bir resmi.

Neden şimdiye kadar kara deliklerden daha çok nötron yıldızı bulundu? Karadeliğin oluşması için, nötron yıldızlarının kütlesinden daha fazla bir kütleye ihtiyaç vardır ki bu miktarda en az 3Mo olmalıdır. Ama bir yıldızın evrimi boyunca ve çökme esnasında kaybettiği kütle, yıldızın son kütlesinin önemini arttırmaktadır. Böyle bir karadeliğin oluşması için yıldızın başlangıç kütlesinin en az 10Mo veya bu limitten daha fazla bir kütle içermesi gerekmektedir. Bununla birlikte yapılan hesaplar, astronomlar tarafından bulunan her bir kara delik için 3 tane nötron yıldızının bulunması gerektiğini göstermektedir ki bu durumda bazı şeyler yanlış olabilir!

Cyg X-1′nin bulunmasından beri astronomlar iki yeni kara delik adayı buldular. Bu adayların belirlenmesi süreci içinde 500 den fazla nötron yıldızı bulundu. Cyg X-1 hala en iyi kara delik adayıdır. Fakat keşfinden 20 yıl geçmesine rağmen bazı astronomlar Cyg X-1′in, bir kara delik adayı oluğundan şüphelenmektedirler.

Büyük problemin en iyi adayını yıldızın kütlesi belirlemektedir. Astronomlar iyi bir adayın en azından 3Mo kütlesine sahip olması gerektiğini bilmektedirler. Ama astronomlar, bir çift sistemin içinde bulunan bir kara delik adayının kütlesini nasıl bulabilirlerdi? Bunun için astronomların görünür yıldızın kütlesini ve çift sistemin yörüngesinin eğimini bilmeleri lazımdır. Hemen hemen bütün adaylar için bu parametreler bilinmemektedir. Örneğin, kütlenin bulunmasında en önemli parametre olan yörüngenin eğimi, çoğu kara deliklik adayında bulunamamıştır. Çünkü kara delik adaylarının içinde bulunduğu sistem, bir örten çift yıldız sistemi değildir. Peki en iyi kara delik adayı olan Cyg X-1 in yörünge eğimi nedir? Bunun için yapılan teorik hesaplar sist
emin eğimini 30o olarak göstermektedir. Buradan itibaren görünmeyen bileşenin kütlesi 7Mo olarak hesaplanmıştır.

HDE 226868 nin kütlesi tam olarak bilinemediğinden Cyg X-1 e olan çekimsel etkisi de tam olarak anlaşılamamaktadır. Gözlemler, HDE 226868 nin büyük, mavi bir dev olduğunu gösterir. Astronomlar bu özellikleri taşıyan yıldızların spektrel tiplerinden itibaren kütle değerlerini bilmektedirler ama buradaki, belirsizlik kara delik adayının bu yıldızdan çaldığı madde miktarıdır. Çalınan madde miktarı hakkında yapılan bir araştırmada Charles T.Bolton ve Douglas R.Gies HDE 226868′nin çok az bir kütle kaybettiğini buldular. Bu çalışmadan başka Bohdan Paczynski ve John Bahcall, Cyg X-1′in kütlesini HDE 226868′in kütlesinden bağımsız hesaplayarak Cyg X-1 in yaklaşık 10Mo e sahip olduğunu buldular. Astronomlar çok kuvvetli delillere sahip olsalar bile henüz Cyg X-1′ in kesinlikle bir kara delik olup olmadığını bilememektedirler (Tablo 1).

Cisim

Cyg X-1

LMC X-1

AO620-00

Takımyıldız

Cygnus

Doraba

Monoceros

Bileşen Yıldız

OIb

B3V

KV

Yörünge Peryodu (gün)

5.6

1.70

7.80

Adayın (kütlesi)

10

9

9

Tablo 1. Şimdiye kadar bulunan en iyi kara delik adaylarının yoldaş yıldızlarıyla birlikte bazı fiziksel parametreleri

Cyg X-1′in diğer kara delik adayları ile karşılaştırılması, astronomlara yardım edebilir. Diğer en iyi aday, Büyük Magellan Bulutsusu’nda yer alan LMC X-3 diye bilinen X-ışın kaynağıdır. Anne Cowley, David Crampton ve Jonh Hutchings LMC X-3 ün en kuvvetli kara delik adayı olduğunu gösterdiler. Cowley ve çalışma arkadaşları, 1970′li yılların ortasında Magellan Bulutsusunda X-ışın kaynakları aramaya başladılar. Bu astronomların birkaç kara delik adayının spektrumlarını elde etmiş olmalarına rağmen onların kara delik olabileceğine dair sağlam deliller gösteremediler. Sonra, Einstein uydusu daha uzakta bulunan kaynakların pozisyonunu belirledi. Bu uydudan gelen yeni verilerin indirgenmesi ile Cowley, kaynaklardan birinin spektrumunda iki ayrı yerde farklılıklar gördü.

Cowley, bazı şeylerin yanlış olduğundan emindi. Bundan dolayı bu farklılığı bulmaya karar verdi. Birçok gözlemin tekrar incelenmesi ile cismin spektrumda gerçekten farklılıklar görüldü. Spektrel çizgiler kaymıştı. Bir çift sistem vardı ve bileşenlerden biri görünmüyordu. Görünen bileşen 17. kadirden bir anakol yıldızı olup yörüngesi üzerinde 235 km/sn lik inanılmaz bir hızı vardı. Böyle bir hızla görülen bileşen yörüngesi üzerindeki bir turunu 1.7 günde tamamlıyordu. Acaba görünmeyen bileşen bir kara delik miydi?

Cowley ve Crompton heyecanlandılar. Çalışmalarını baştan aşağı kontrol edip görünmeyen bileşenin kütlesini 9Mo olarak buldular. O halde bu bir kara delik adayı idi. Diğer kara delik adaylarında olduğu gibi, bu çalışmada da bazı tereddütler vardı. Bunlarında hesaba katılması ile elde edilen sonuç, görünen bileşenin 3Mo sine sahip olduğunu gösteriyordu ki, bu da bir kara delik olmak için yeterli bir miktardı. Onlara göre en iyi kara delik adayı 3Mo ile 11Mo kütlesine sahip yıldızlardır.

Üçüncü kara delik adayı ise A0620-00 diye bilinen ve 1980 li yılların ortasında Jeffrey McClintock ve Roland Remilland tarafından keşfedilmiş olandır. Çalışmayı yaptıkları sistemde bulunan görünmeyen bileşen, görünen bileşenden daha fazla bir kütle içeriyordu. Bu yüzden McClintock görünmeyen bileşenin etrafındaki yörüngede dönmekte olan küçük kütleli yıldızla çalışmak istedi. Çünkü bu durumda görünmeyen bileşenin kütlesini daha kesin bulabileceğini tahmin ediyordu.

A0620-00 bir tekrarlayan nova olup 1917 ve 1975 te patlamıştı. 1975 yılındaki patlamasında iki ay süreyle gökyüzündeki en parlak X-ışın kaynağı olmuştu. Ama patlamadan 15 ay sonra tekrar eski parlaklığına dönerek sönük ve sıradan bir yıldız haline geldi. Patlamadan iki yıl sonra ise yıldızın spektrumunda kendini gösteren X-ışın emisyonu kayboldu. Bu durumu fark eden McClintock ve Remilland yıldızı araştırmaya karar verdiler. Araştırmalarına başlamalarıla görünen bileşenin bir turuncu yıldız olduğunu ve Güneş kütlesinin yaklaşık yarısına sahip olduğunu buldular. Çift sistemin dinamikel yapısı hakkındaki araştırmalarında ise görünen bileşenin, görünmeyen bileşen etrafında yaklaşık 800,000 km/saat lik bir hızla dolaştığını ve sistemin yörüngesel peryodunu ise 7.8 saatte tamamladığını fark ettiler. Çoğu X-ışın çiftlerinde olduğu gibi, bu sistemde örten bir çift yıldız değildi. Bu yüzden tutulum kenardan görülemiyordu. Ama teorik çalışmalar yörüngenin eğiminin yaklaşık 45o olduğunu gösteriyordu. Bu eğimin bulunması ile görünmeyen bileşenin kütlesinin 9Mo olduğu hesaplandı.

McClintock memmundu. Bu konuda çalışan diğer astronomlar da A0620-00 in iyi bir kara delik adayı olduğu kanısındadırlar. McClintock çalışmasının sonunda A0620-00 gibi sistemler keşfederek, yörüngesi üzerinde daha hızlı hareket eden ve kısa peryodlara sahip yıldızlar bulmak istediğini söyledi.

Astronomların çoğunun bulunan üç kara delik adayı hakkında hem fikir olmalarına rağmen, bu konudaki araştırmalar hala sürmektedir. Cowley ve çalışma arkadaşları, Büyük Magellan Bulutsusunda yer alan ve bir X-ışın kaynağı olan CAL 87 hakkında çok geniş bir çalışma yaptılar. Gözlemler bu kaynağın 19. kadirden görünen parlaklığa sahip olduğunu ve şimdiye kadar bu
lunan en belirsiz aday olduğunu göstermektedir. Bu sistem diğer kara delik adaylarının bulunduğu sistemlerden farklı olup bir örten çift sistemdir. Yörünge peryodu ise 10.6 saattir. Dinamikel çalışmalardan elde edilen verilerden, görünmeyen bileşenin 4Mo e sahip olduğu ve bu sonucun da bir kara delik için yeterli bir kütle değeri olduğu görülür. Sistemin bir örten çift ve görünmeyen bileşenin bir kara delik adayı olması, astronomları sistemin yörünge eğimi hakkındaki derin araştırmalara sürüklemiştir.

Büyük Magellan Bulutsusunda yer alan diğer en parlak X-ışın kaynağı LMC X-1 dir (Şekil 4). En büyük zorluk, sistemde yer alan görünen bileşenin teşhisidir. Yapılan yaklaşık hesaplar, görünmeyen bileşenin 4Mo ile 10Mo e arasında olduğunu gösterir. Ama bu konudaki belirsizlik çok büyüktür.

Şekil 4. LMC X-1 nin fotoğrafı.

Neden iyi adayları belirleyemiyoruz? Bir düşünceye göre; kara deliklerin birkaç kilometrelik çaplara sahip olması ve dışarıya hiç ışık vermemeleridir. Bu yüzden astronomlar hiçbir yolla kara delikleri doğrudan doğruya gözleyemezler. Hatta çok büyük teleskoplar kullansalar bile! Fakat astronomlar kara delik adaylarının çevrelerine verdikleri etkilerden yola çıkarak onları keşfedebilirler. Peki nedir bu yöntemler? Kara deliklerin üç belirgin özellikleri vardır. Bunlar Kütle, Elektrik yükleri ve Açısal Momentum (dönme) tur. İşte bu özelliklerle çevrelerinde bulunan gökcisimlerine bir etkide bulunmaları, onların keşfedilmesine yardımcı olur.

Bu aşamada aklımıza şu soru gelebilir. Neden kara deliklerin keşfedilmesi nötron yıldızlarının keşfedilmesinden daha zordur? ve neden bunların çoğu çift sistemlerde bulunur? Nötron yıldızları kuvvetli manyetik alanlara sahiptir. Manyetik alan, yıldızın manyetik kutuplarına doğru düşen gazı kontrol eder. Gazın kutuplara düşmesiyle her iki kutupta X-ışını oluşur. İşte oluşan bu X-ışınlarını, astronomlar tarafından düzenli sinyaller halinde gözlenir. Bu duruma kara deliklerde rastlanmaz. Çünkü karadeliğe düşen madde, karadeliğin olay ufkunun altına gireceğinden evrenden soyutlanır ve bir ışınım meydana getirmez. Bundan başka tek başlarına bulunan nötron yıldızlarıyla pulsarlar, uzaya düzenli sinyaller yollarlar. Buna en iyi örnek ise Yengeç Bulutsusu’nda bulunan nötron yıldızıdır. Bu nötron yıldızı hem görünür bölgede hemde radyo bölgesinde ışınım yayar. Buna rağmen tek başlarına bulunan kara delikler hiçbir ışınım yapmayarak çevrelerine sinyaller veya görüntüler vermezler. Bundan dolayı da astronomlar tarafından gözlenemezler.

X-ışın kaynaklarının kısa yaşam süreci de bir faktördür. Bir X-ışın çiftinin evrim safhası belki 10,000 yıl olup astronomi diliyle oldukça kısadır. Ama bu nedenler arasında en önemli şey büyük kütleli bir yıldızın, evrimi sonucu, karadeliğe dönüşmesidir.

Astronomlar kara deliklerin büyük kütleli yıldızların çökmesiyle oluştuğuna inanmaktadırlar. Çoğu karadelik aşağı yukarı aynı boyutlarda olup birkaç kilometrelik çapları olduğu varsayılmaktadır. Bunun yanı sıra da, çok daha büyük kara deliklerin galaksilerin merkezlerinde yer aldığı düşünülmektedir. Galaksilerin merkezlerinde bir karadeliğin var olabileceği fikri ilk defa ciddi bir şekilde, “kuazarların” keşfinden sonra başladı. Bilindiği gibi kuazarlar sıradan bir galaksiden 100 kez hatta 1,000 kez daha fazla bir ışınım yaymaktadırlar. Bundan dolayı çoğu astronom, böyle olağanüstü bir enerjinin ancak kara delikler sayesinde olabileceğini ummaktadır.

İngiliz astrofizikçisi Doland Lynden 1969 yılında yaptığı bir modelde, bu enerjinin nasıl oluştuğunu gösterdi. Bunun için Donald Lynden, Cyg X-1 in etrafında yer alan yığılma diskinin daha büyüğünü düşünerek, yeni bir model geliştirdi. Modeline göre süper kara delik, galakside bulunan yıldızlar ile gazı, o müthiş çekim kuvveti ile çekebilir ve etrafındaki bir yörüngeye yerleştirebilirdi. Galaksimizin merkezinde yer aldığı düşünülen kara delik ise bu modele göre 1,000,000,000 Mo olmalıdır. Böyle bir kütle, Güneş sisteminin merkezinde yer alsaydı, boyutları Uranüs gezegenin yörüngesine kadar uzanırdı. Çevresinde yer aldığı yığılma diskin ise Güneş ile Plüton gezegeni arasındaki uzaklığın 100 katı mesafede bulunurdu. Bu disk içinde bulunan madde ise, karadeliğin çekimsel etkisinden dolayı helozonik yollar izleyerek, hızlı bir şekilde kara delikle ilişkiye girerdi. Sonuç olarak, bu etkileşim ile, gözlediğimiz X-ışınları oluşurdu.

Büyük kütleli kara deliklerin araştırılmasında astronomlar iki delilin varlığını ararlar. Galaksi merkezinde büyük kütleli bir kara delik varsa, bu kara delik çevresindeki yıldızları çekerek, merkez çevresindeki bir bölgede yoğun bir parlaklığa yol açardı ki bu da araştırmadaki ilk delili teşkil ederdi. Bundan dolayı astronomlar, galaksilerin merkezlerine yakın yerlerde ani parlaklık artışlarını araştırırlar. İkinci delil ise, gözlemlerden elde edilen spektrumlardan, karadeliğe yakın yıldızların hızlarının araştırılmasıdır. Bir yıldız karadeliğe yakınsa, yörüngesel hızı da fazla olmak zorundadır. Gerçekten, kara deliklere çok yakın olan yıldızların, yörüngeleri üzerinde yaklaşık ışık hızına yakın hızlarla dolaşmaları gerekmektedir.

Holland Ford ve diğer astronomların Hubble Uzay Teleskobunu kullanmalarıyla, Virgo kümesinde yer alan ve bir dev galaksi olan M87 nin merkezinde süperkütleli bir karadeliğin kesin delillerini ele geçirdiler. Galaksinin nükleer diskinin dönmesinden elde edilen spektrumlardan diskin, 500 km/sn bir dönme hızına sahip olduğu bulundu. Bu hızdan itibaren, galaksinin çekirdeğinde 3 milyar Mo kütleli bir kara delik bulunması gerektiği anlaşıldı. Durumun açıklanmasında en iyi alternatif, M87 nin merkezinde yer aldığı düşünülen bir süper kara delik oldu (Şekil 5 ve 6). Bu kuvvetli delillerin elde edilmesi ile kara delik adaylarının sayısı 4 e yükseldi. Fakat bulunan bu kara delik adayı, diğer bulunan kara delik adaylarına benzemiyordu. Çünkü bu aday, bir ekstra galaktik süper kara delikti.

Şekil 5. M87 galaksisinin merkez bölgesinin bir fotoğrafı. Görüntü 1994 yılında Hubble Uzay Teleskobu ile alınmıştır.

Astronomların ekstra galaktik gökcisimlerinde yaptıkları kara delik araştırmasında en büyük problemi, kuazarların ve aktif galaksilerin bizden çok uzakta yer almaları oluşturur. Bundan dolayı detaylı bir şekilde incelenemezler. Fakat Havai Üniversitesinde çalışmakta olan Alan Diesler ve John Kormendy CCD kamera kullanarak yakın galaksilerin korlarını incelemeye karar verdiler. 

Şekil 6. M87 galaksinin merkez bölgesine ait radyo gözlemleri. Görüntüler farklı dalgaboyları ile alınmıştır.

Öncelikle gözlemlerine M31, M104, M32, M33, NGC 3115 ve diğer yakın galaksileri listelerine alarak çalışmalarına başladılar. Gözlemlerinde galaksilerin merkezlerine yakın yıldızlar belirleyerek, onların galaksi etrafındaki yörüngesel hızlarını ve parlaklık profillerini hesapladılar. Elde edilen sonuçlar, M31 ve NGC 3115 in mükemmel adaylar olduğunu gösterdi. Andromeda galaksisinin merkezine yakın bir bölgede hızla hareket etmekte olan bir kümenin hız ölçümü ise, M31 galaksisinin merkezinde, 10 milyon ile 1 milyar Mo kütlesine sahip, karanlık bir kütlenin varlığını gösterdi. Acaba bu bir kara delik miydi? Kormendy emin bir şekilde bir karadeliğin delillerine sahip olmadığını ama elde ettiği sonuçların galaksilerin merkezlerinde çok büyük ve karanlık bir cismin yer aldığını göstermek olduğunu söylemektedir. Bir grup astronom ise, kümenin içinde çok sayıda küçük kara delik veya nötron yıldızı bulunabileceği fikrini savunmaktadır.

Kaynaklar

 

  • Astronomi Magazin, (1995), 45, 489 - 494
  • Astronomy Picture of the Day

Kepler'in ilk fotoğrafları

yazan mehmettunabas (13/05/2009 - 02:05)

NASA'nın fırlattığı Kepler teleskobunun çektiği ilk fotoğraflar yayınlandı.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) tarafından Mart başında fırlatılan Kepler teleskobu tarafından çekilen ilk fotoğraflar yayınlandı.

Güneş sistemi dışında Dünya'ya benzer yaşanabilir gezegenleri araştırmak amacıyla gönderilen teleskobun ilk fotoğraflarında görüş açısında bulunan 4 buçuk milyon yıldız yer alıyor.

Kepler'in dahil olduğu projenin ilerleyen aşamalarında, ön inceleme sonrasında Dünya'ya benzerliği olası görülen yaklaşık 100 bin gök cismi belirlenerek incelenecek.

3 buçuk yıl sürecek incelemeler sonunda, Kepler'in Güneş Sistemi dışında yer alan dünya benzeri gezegenleri tespit etmesi hedefleniyor.

600 milyon dolarlık teleskop, şimdiye dek uzayda kullanılan en gelişmiş kamera sistemini taşıyor.

Bilim adamları güneş sisteminin dışında bugüne kadar 300 tane gezegen bulunduğunu ancak hiçbirinin dünyayla benzer özelliklere sahip olmadığını söylüyor.

GÖKYÜZÜ FOTOĞRAFLARI

yazan mehmettunabas (30/11/2008 - 22:58)

 

Incredible, beautiful, rare lighting effect that gives us nature ...

Okologorizontalnaya arc. Known as "fiery rainbow." Colored bands arise directly to the sky as a result of light passing through ice crystals in cirrus clouds covering the sky "rainbow film." This natural phenomenon is very difficult to see, as well as ice crystals, and sunlight must be at a certain angle to each other to create the effect of "fire rainbow".


"The Phantom of Brokkena." In some parts of the Earth can be observed a surprising phenomenon: a man standing on a hill or mountain, behind which rises or the sun, discovers that his shadow, upavshaya the clouds, it becomes implausible great. This is because that tiny droplets of mist special bends and reflect sunlight. His name phenomenon has been named tops Brokken in Germany, where, because of the frequent fogs, you can regularly observe this effect.


Okolozenitnaya arc. Okolozenitnaya arc - this arc with the center at zenith, which is located above the Sun by about 46 °. It is seen rarely and only for a few minutes, has vivid color, shape and always parallel to the horizon. An outside observer, she recalled the smile Cheshirskogo Kota or inverted rainbow.


"Misty" rainbow. Misty halo like a colorless rainbow. As usual rainbow, the halo formed by the refraction of light through the water crystals. However, unlike the cloud, forming a normal rainbow, fog, bearing this halo, is made up of smaller particles oxen, and light prelomlyayas in tiny droplet does not splash it.


Gloria. When exposed to light scattering effect of a (diffraction of light, previously reflected in the water crystal clouds), he came back from the clouds in the same direction, which fell, and an effect known as "Gloria". This effect can be observed only in the clouds, which are located directly in front of the viewer or below it, at a point which lies on the opposite side of the light source. Thus, Gloria can only be seen from the mountain or from the aircraft, with light sources (sun or the moon) must be located directly behind the observer. Gloria bright circles in China is also called Buddha's Light.For this photo beautiful rainbow halo surrounds the shadow of air balls, fallen to below a cloud.


Galo at 22?. White light circle around the sun or the moon, which arise as a result of refraction and reflection of light in the atmosphere are crystals of ice or snow, called halo. In the present atmosphere of small crystals of water, and when they form a right angle brink of a plane passing through the sun, the one who observes the effect, and the crystals in the sky becomes visible characteristic white halo surrounding the sun. So the verge reflect the rays of light within a 22 °, forming a halo. In the cold season halo formed crystals of ice and snow on the ground reflects sunlight and scatters it in different directions, forming effect called "diamond dust".


Brighter clouds. When the sun is under a certain angle to a drop of water that make up the cloud, the droplets bends sunlight and create unusual effects of "rainbow cloud", okrashivaya it in all the colors of the rainbow. His colors are clouds and a rainbow, are required to varying wavelengths of light.


Moon arc. A dark night sky and bright moon light often give rise to a phenomenon called "lunar rainbow" - a rainbow appearing in the light of the moon. Such a rainbow located on the opposite side of the moon nebosvoda and often seem to be completely white. However, sometimes they can be seen in all beauty.


Parhelion. "Pargely" in the translation from Greek - "mock sun". This is one way halo (see paragraph 6): in heaven there is one or more additional images of the Sun, located at the same height above the horizon as the sun now. Millions of ice crystals with a vertical surface, reflecting the sun, and formed this beautiful phenomenon.


Rainbow - the most beautiful meteor. Rainbow can take many forms, common to them is a rule of color - in the sequence of the spectrum (red, orange, yellow, green, blue, blue, violet). A rainbow can be seen when the sun illuminates part of the sky and the air is saturated with moisture kapelkami, for example, during or immediately after rain. In ancient times the emergence of the rainbow in the sky attached mystical meaning. To see the rainbow was considered a good omen, to travel or go under it sulilo happiness and success. A double rainbow, as they say, brings good luck and desire to perform. The ancient Greeks believed that the rainbow - is a bridge to heaven, and the Irish felt that at the other end of the rainbow is the legendary gold Leprechaun.


North siyanie.Svechenie observed in the sky in the polar areas, known as the northern or auroral as well as the South - the southern hemisphere). It is anticipated that this phenomenon exists also in the atmospheres of other planets such as Venus. The nature and origin of auroral - the subject of intensive research, and in this regard have been developed many theories. "Polar Lights, as scientists believe, result from the bombing of the upper atmosphere by charged particles moving to the land along the power lines of the geomagnetic field from the adjacent space, called plasma layer. Projection plasma layer along the geomagnetic power lines on the Earth's atmosphere is in the form of rings surrounding the northern meters south magnetic poles (auroral Ovaly).


Kondensatsionny (inversion) mark. Condensation should - this white stripes left by aircraft in the sky. By its very nature, they are skondensirovannym mist, consisting of moisture, which is in the atmosphere and exhaust from the engines. Most often, these tracks short - under the influence of high temperatures, they simply evaporate. However, some of them down in the lower atmosphere, forming cirrus clouds. Environmentalists believe that transformed thus condensing traces of the aircraft have a negative impact on the climate. Thin high-altitude cirrus clouds, which are derived from modified aircraft from attack by hinder the passage of sunlight and consequently lower the temperature of the planet, unlike ordinary cirrus clouds, which can retain heat the earth.


Next exhaust gas flares. Air flow in the high atmosphere distort inversion traces of space rockets and pieces of the exhaust gases bends sunlight and colors in all traces of the color of the rainbow. Huge colored curls stretch for several kilometers across the sky before evaporate.


Pol. Polarization - is the focus of electromagnetic light wave oscillations in space. The polarization of light occurs when light under a certain angle falls on the surface, affects and is becoming polarized. Polarized light is also freely distributed in space, like a normal sunlight, but the human eye, usually unable to capture the changing colors as a result of increasing polarization effects. This image provided by wide-angle lens with a polarization filter shows an intense blue sky attached electromagnetic charge. Such a sky we can see only through a filter camera.


Star scent. Hidden naked eye "star trail" can capture on camera. This photograph was taken at night, using cameras mounted on a tripod, with a fully open lens aperture and over time extract. The photo shows the "movement" sky - a natural change of the Earth as a result of the rotation makes the stars "move". The only fixed star - Polaris, which indicates the astronomical North Pole.


Zodiacal light. Scattered light the night sky, created by sunlight reflected from interplanetary dust particles, called zodiacal light. Zodiacal light can be seen evening or morning in the west to the east.


Crown, or crowns - are small colored rings around the Sun, Moon or other bright objects that occur from time to time, when the light source is behind a translucent clouds. Crown occurs when light fine water kapelkami water, forming a cloud. Sometimes the crown looks like a luminous spot (or glory), surrounds the Sun (or Moon), which concludes with red ring. During eclipses the Crown is surrounded by shaded sun.


Twilight rays. Twilight rays - divergent beams of sunlight, which become visible through their coverage of the dust in the high layers of atmosphere. Shadows of clouds form dark stripes, and among them are distributed rays. This effect occurs when the sun is low on the horizon before sunset or after dawn.


Mirage. The optical effect caused by refraction of light when passing through air layers of different density, expressed in the event of a fraudulent image - a mirage. Mirages can be seen in the hot climate, especially in the deserts. Flat surface away the sand becomes like an open water source, especially when looking into the distance from dune or hill. A similar illusion occurs in the city on a hot day, hot sun on the asphalt. In fact, the "water surface - it's nothing else as a reflection of the sky. Sometimes mirages show entire facility, located at a great distance from the observer.


Poles sveta.Ploskie ice crystals reflect light in the upper atmosphere and form the vertical pillars of light, as if emerging from the earth's surface. Light sources can be a moon, sun or artificial lights.



This phenomenon, which the island of Madeira, in the Atlantic Ocean, watched once, did not lend any classification.
TUNALIM...

Hubble teleskopunun çektiği en güzel 10 uzay fotoğrafı...

yazan mehmettunabas (24/11/2008 - 05:44)

 


En güzel 10 uzay fotoğrafı



Hubble teleskopunun çektiği en güzel fotoğraf seçilen bu karede dünyadan 28 milyon ışık yılı uzakta bulunan Sombrero Galaksisi görülüyor.



Hubble’ın çektiği ve ikinci en güzel resim seçilen karede dünyadan 3000-6000 ışık yılı uzakta bulunan ‘Ant Nebula’ resmediliyor




Astronotların 3. favori resmi komik bir kukuleta takmış olan bir surata benzetildiğinden ‘Eskimo’ adı verilen Nebula NGC 2392 toz bulutu. Kukuletaya benzetilen kısım aslında ölmekte olan bir yıldızdan uzaklaşarak uçan kuyrukluyıldız biçimindeki bir halka. Eskimo Dünyadan 5000 ışık yılı uzakta bulunuyor




Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesindeki büyücü Sauron’un şeytan gözünü anımsatan bu halkanın ismi ‘Cat’s Eye Nebula’




Astronotların seçtiği en iyi uzay resimleri arasında 5. sırada alan bu kare dünyadan 8000 ışık yılı uzaktaki ‘Hourglass Nebula’yı resmediyor. Nebulanın ortasındaki darlığın nedeni onu oluşturan rüzgarların merkezde zayıflaması



Bu karede görüntülenen 'Cone Nebula' dünyadan aya 23 milyon kez gidip gelindiğinde kat edilen yol kadar uzağımızda bulunuyor



Resimde dünyadan 5500 ışık yılı uzakta olan ‘Swan Nebula’sındaki ‘Perfect storm’ (Kusursuz Fırtına) adı verilen bölge görülüyor





Astronotların 9. favori resmindeki bu görüntüde dünyadan 114 milyon ışık yılı uzakta olan ve teknik ismi NGC 2207 ve IC 2163 olan iki birleşik galaksiyi görüyoruz




Astronotların seçtiği en güzel 10. resimde dünyadan 9000 bin ışık yılı uzakta olan Trifid Nebula’yı görüyoruz. Yeni yıldızların doğduğu bu nebulaya astronotlar ‘yıldız kreşi’ adını taktı

TUNALIM....
  Kaynak:(http://www.bgmuhacirlari.com)

GÜNEŞ ve GÜNÜN GÖK GÖRÜNTÜLERİ

yazan mehmettunabas (23/02/2008 - 03:00)

 
 

Dünyaya en yakın yıldızdır ve 8 ışık dakikası (149.6 milyon km) uzaklıktadır. Bu aynı zamanda güneşe baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görüyoruz demektir.700.000 km yarıçapı ve 15 milyon K çekirdek sıcaklığı göz önüne alındığında H-R diyagramına göre G2 türünden cüce yıldızlar sınıfına girer. Güneş sisteminin Samanyolu’nda Oort Bulutu’ndan oluştuğu sanılmaktadır. ( C ile K dönüşümü +/- 273 ile yapılır)

Güneş manyetik bir alana sahip olan, dönen ve çekirdeğinde enerji üreten bir gökcismidir. Güneş, güneş sistemindeki maddenin % 99.85’ni içerir. Gezegenler % 0.135, uydular,asteroidler, kuyruklu yıldızlar, meteoritler ve gezegenler arası ortam ise % 0.015’ni oluşturur. Güneşin enerjisi, 15 milyon K (Kelvin) sıcaklıktaki ve yeryüzü atmosfer basıncından milyarlarca kez fazla olan çekirdeğindeki, hidrojenin helyuma dönüşmesinden kaynaklanır. Çekirdek tepkimeleri sonucu serbest kalan enerji, yüzeye gelir ve buradan uzaya yayılır. Bu enerjinin sadece 2.2 milyarda biri yeryüzü tarafından soğurulur ve yaşam için gerekli koşulların oluşmasını sağlar. Güneşten, X-ışınlarından radyo dalgalarına kadar her dalga boyunda enerji yayılır. Güneşte ışınım kuvveti ile çekim kuvveti denge halinde bulunur.

700.000 km çapa göre çekirdekte oluşan ışığın hızı da göz önüne alındığında yüzeye yaklaşık 2 sn de gelmesi gerekirken, aşırı hidrojen yoğunluğuna bağlı olarak bu süre 10 milyon yıldır. Aslında biz 8 dakikadan da öte güneşin 10 milyon yıl önce oluşturduğu ışığı görüyoruz.

Güneş ;

Yeryüzü çapının yaklaşık 110 katı,
Yer yüzey alanının 12.000 katı,
Yer kütlesinin 333.000 katı,
Yer hacminin ise 1.306.000 katıdır.

Güneş kendi ekseni etrafında diferansiyel dönme hareketi yapar yani kutuplar ve ekvator farklı hızlarda döner.

Ekvatoral bölgenin dönme hızı kutupların dönme hızından fazladır. Yaklaşık 400 km kalınlığında olan ve Işıkküre (fotosfer) denilen güneşin gözle görülen parlak yüzeyi teleskopla incelendiğinde granüler (bulgurcuk) yapıya sahip olduğu görülür. Her biri sıcak bir gaz kütlesinin tepesi olan bu granüllerin sayısı yaklaşık 4 milyon kadardır ve tüm güneşin yüzeyini kapsar. Ortalama ömürleri 7-10 dk arasında olan bu granüllerin boyutu 300–1450 km arasındadır ve bu gazlar saatte 0.5 km hızla yükselirler, enerjilerini kaybedince soğuyarak yüzeye doğru düşerler ve granüller arası karanlık çizgileri oluştururlar.

Güneşin kenarı, merkezinden daha karanlık görünür. Bunun nedeni, güneşin merkezine bakıldığında ışıkkürenin derin ve sıcak katmanlarını, kenar kısmına bakıldığında ise daha yüksek ve daha az sıcak katmanlarını görüyor olmamızdır. Işıkkürenin üzerinde, yaklaşık 5.000 km kalınlığında ve renkküre (kromosfer) adını alan bir iç atmosfer vardır. Yapılan araştırmalar renkkürenin kenarlardaki katmanlarının bir çayır yangını görünümünde olduğunu, birbiri üzerine binişen pek çok fışkırtı bulunduğunu belirledi ve bunlara iğnecik (spikül) adı verildi. Bu iğnecikler bulundukları yüzeyden 8.000 km kadar yüksekliğe çıkabilmektedir.

Renkkürenin de üzerinde son derece yüksek sıcaklıklı Güneş tacı (korona) bulunur. Güneş tacı, birkaç güneş yarıçapı uzaklıkta, yaklaşık 2 milyon K’lik bir kinetik sıcaklığa sahiptir. Güneş tacının bu kadar sıcak oluşu, ışıkkürede ve renkkürede bulunan bulgurcuk (granül) ve iğneciklerdeki (spikül) kütle hareketleri olduğu sanılmaktadır. Güneş tacının bu yüksek sıcaklık nedeniyle, dışarıya doğru yayılan ve dünyanın ötesine kadar uzanan elektrik yüklü bir tanecik akımı (nötrino) oluşturur. Bu akım, Güneş rüzgarı olarak adlandırılır.

Güneş lekeleri ışıkküredeki önemli, değişken, kalıcı olmayan, güneş yüzeyine oranla fazla yer kaplamayan ve çok şiddetli manyetik alana sahiptir oluşumlardır. Bu alan 500 gauss’dan başlayıp 4.000 gauss’a kadar çıkabilir, bir karşılaştırma yapmak gerekirse dünyanın manyetik alan şiddeti 1 gauss’dan küçüktür ayrıca güneşin manyetik alan şiddetinin de birkaç gauss olduğu düşünülmektedir Güneşin merkezinde açığa çıkan enerji radyatif iken yüzeye doğru gittikçe maddesel taşınma (konveksiyon) meydana gelir. İşte bu maddesel taşıma ile güneşin diferansiyel dönmesi etkileştiğinde kara leke meydana gelmektedir. Ortaya çıkan leke grubu hızla büyüyerek birbirinden ayrılır ve güneşin dönme yönünde en öndeki leke genellikle en büyük lekedir ve baş leke adını alır. Lekeler max. büyüklüklerine ulaştıktan sonra genellikle birkaç hafta içinde kaybolurlar, yalnız kalan baş leke de giderek küçülerek o da birkaç hafta içinde kaybolur. Ortalama büyüklükteki bir lekenin gölge çapı 30.000 – 50.000 km arasındadır, nadiren de 140.000 km’ ye kadar çıkabilir. Güneş yüzeyinde gözlenen leke sayısı sürekli olarak değişir. Leke etkinliğinin max olduğu iki çevrim arasındaki süre 11 yıldır, buna ilaveten 80 yıllık bir çevrim daha olduğu bilinir.

Genelde renkküre beneklerinde zaman zaman ortaya çıkan ani parlamalar püskürme denir. Küçük püskürmeler birkaç dakika, büyükleri ise birkaç saat sürer. Fışkırmalar, görünüşü çok güzel olan güneş olaylarından biridir. Bunlar güneş yüzeyinde 200.000 km uzunlukta, 40.000 km yükseklikte ve 6.000 km kalınlıkta olabilen şerit biçimli gaz akımlarıdır.

15 milyon K iç sıcaklığa sahip olan güneş, yaydığı enerji (3.86 x 1033 erg/sn) göz önüne alındığında saniyede 4.7 milyon ton kütle kaybetmektedir. Başka bir deyişle güneş yılda kütlesinin 100 milyarda birini kaybetmektedir. Güneşin kütlesinde ve yaydığı enerjide sezilebilir bir değişme ancak 6 milyar yılda ortaya çıkabilir. Dünyanın 4.5 milyar yaşında olduğu düşünülürse, bu da demektir ki güneş, yeryüzü var olduğundan beri hiç değişmemiştir. %60’ı hidrojenden oluşan güneşin bu kadar güçlü enerji açığa çıkarması ancak çekirdek tepkimeleri sonucunda oluşabilir. Bu tepkimeler içerisinde en önemlisi proton-proton tepkimesi olarak adlandırılan çekirdek kaynaşması (füzyon) zinciridir. Açığa çıkan enerjinin küçük bir bölümü de tepkimelerde oluşan nötrinolar tarafından taşınmaktadır.

Güneşin bundan sonraki evriminin öteki yıldızların evrimine benzeyeceği söylenebilir. Bütün hidrojen tükendiğinde helyum ile daha ağır atomlar arasında oluşacak tepkimeler başlayacak, böylece güneş, boyutları büyüyüp parlaklığı artarak, bir kırmızı dev yıldıza dönüşecektir. Sonunda bütün nükleer enerji kaynakları tükenince, dış katmanlarını boşluğa fırlatacak ve gezegenimsi bulutsu oluşturacaktır. (Gezegenimsi bulutsular ise daha sonra yeni yıldızların oluşması için ortam hazırlayacaklardır) Gezegenimsi bulutsu oluşturduktan sonra beyaz cüceye dönecek olan güneş, şu anki çapının 1/100’üne kadar küçülecek. Güneşin toplam ömrünün 10 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.

Günün Gökbilim Görüntüsü (Dizin)




Çeviri ve Düzenleme

Hazırlayanlar: Robert Nemiroff (MTU) ve Jerry Bonnell (USRA)
NASA Site Açıklamaları, Uyarılar ve Feragatname
NASA Yetkilisi: Jay Norris. Özel haklar uygulanır.
NASA / Goddard Uzay Uçuşları Merkezi (GSFC)
Evrenin Keşfi Bölümü (EUD) ve
Michigan Teknoloji Üniversitesi'nin
Tüm sitelerim:http://technorati.com/faves/seherlerim
Mehmet Tunabaş

Kategoriler Gök Fotoğrafları